Dünya ve Ahiret

27-12-2018

Allah’a hamdolsun Peygambere salât ve iman edenlere selam olsun. 
Değerli Kardeşlerim!
Gündemimizden çıkardığımız ve neredeyse kültürel bilincimizin dışında, hayatımızın hiçbir noktasına artık ışık tutmaz konuma gelmiş bir konuyu hatırlatmak manasında birkaç kelam etmek istedim.
Kur’an ve sünneti dikkatle incelediğimizde Resullerin tamamının ortak bir şeyi anlatmak için gönderildiğini anlamak çok zor olmayacaktır. O husus ise hiç şüphesiz Allah’a imandan sonra ahiret gününe iman konusudur.
Gelin bu konunun bütün peygamberlerin ortak daveti olma sebebini anlamak için bazı ayetleri hep beraber okumaya çalışalım.
Ahirete iman, kendisine iman olmaksızın Müslüman olmanın mümkün olmadığı, hayat kadar ve hatta hayatta olmaktan daha fazla önemli olan bir husustur. 
Kur’an’a ilk girişte bizi karşılayan Bakara'nın 3. ayeti iman etmiş olmanın temeli “Gayba imandır” der ve ahirete iman konusu ise gözle görülemeyen ve elle tutulamayan somut bir şekilde hissedilemeyen bir konu olması hasebiyle ahiret inancı başlı başına gaybın konusudur.
Müslüman olmak veya Mü’min olmak, bu kısma teslim olmaksızın ya da iman etmeksizin asla mümkün değildir.
Nitekim bir sonraki Bakara suresinin 4. ayetinde Rabbimiz Subhanehu ve Teâlâ (b) bağlacından sonra ‘’Onlar ahirete de kesinlikle inanırlar’’ diyerek önceki zikredilen şeylerde sağlam bir inancın olmasını, aslında Ahirete olan iman ile mümkün olduğunu ifade etmiş olmaktadır. 
İman etmiş bir toplumun, dünya hayatını kalıcı olarak düşünmesi ve bütün hayatını onun üzerine bina etmesi mümkün değildir. “Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am 32) Bu ayette örneklenmeye çalışılan şey; ciddi bir hayat gayesi olan kimselerin oyun ve eğlenceden ibaret olan bir hayatı esas alması, aslında ciddi hayata (yani ahirete) olan inancının noksanlığındandır. 
Çünkü Allah Subhanehu ve Teâlâ dünya hayatının bir oyun ve eğlence olduğunu söyledikten sonra bizim dikkatimizi çektiği husus; “Allah’tan hakkıyla sakınanların” kendi hayırlarına olan ahiret tercihini, her şeyin önüne almaları gerektiği gerçeğidir. 
Yine günlük namazlarımızda okumuş olduğumuz Duha suresinin 4. ayetinde “Muhakkak ki âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.” diyerek zihinlerimizde ahireti öncelemenin önemine vurgu yapmış ve aynı zamanda dünya meşakkatleri ile hüzünlenmiş Peygamberine, Müslümanların asıl yurdunun ahiret olduğunu hatırlatarak teselli etmiştir. Çünkü geçici olan bir şey için üzülmek beyhude bir uğraştır. Ahiret hayatı karşısında dünya bir rüya alemi gibidir.
Örneğin; bir rüya görürsünüz ve sizce o rüyanın içinde iken hayat odur. Gerçek, o hali hazırda içinde olduğunuz şeyin kendisidir. Uyanırsınız ve kendi kendinize “rüyaymış” dersiniz. Yani gerçek olmayan bir hayattan gerçek hayata geçene kadar sizce gerçek hayat, içinde olduğunuz hayattır. 
Bu gerçeği Rabbimiz biz daha uykuda iken bize uykuda olduğumuzu hatırlatıp ölünce uyanacağımızı ve uyanmadan uyanışa hazırlanmamızı bize öğütlemektedir. Bu anlamda şöyle buyurmaktadır: “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebut 64) Bu sebepledir ki bu konu Peygamberlerin ortak davetidir. Aynı zamanda birçok ayetinde ortak konusudur. 
Bir diğer deyişle: BÜTÜN RESULLER UYUYANLARI UYANDIRMAK İÇİN GELMİŞTİR VE “UYANIN” MESAJI DİĞER ANLAMDA “GELİN VE AHİRETE İMAN EDİN” ÇAĞRISIDIR.
Bakara suresinin ilk ayetlerinde gayb, namaz, infak ve daha önceki kitap ile, elimizdeki kitaba iman olgusu işlenmiştir. En’am suresi 92. ayette; hem daha önce inen kitaplara hem de elimizle dokunduğumuz ve okuduğumuz bu kitaba imanın ancak ahirete iman ile mümkün olduğu vurgusu işlenmiştir. İman eden bizler için “UYANIN VE UYANIK KALIN” mesajı manidar bir üslup ile hatırlatılmıştır. 
Buradan tefekkür yolculuğuna çıkıp ilerlerken, çok rahatlıkla anlayabiliriz ki; bugün bizim ibadetlerimizde duyarsız olmamız, ibadetlerimize tam anlamıyla bağlı olmamamız, ahiret inancımızdaki zayıflık sebebiyledir. Ve hatta dünyaya olan sevgimiz bu denli yüksek olması da bizim ahirete olan imanımızın zayıflığından kaynaklanmaktadır. 
Ahiret inancını eğer bir örnek ile açıklamak istersek; düşününüz bir alışveriş merkezinde önünüzde araba var ve siz raflar arasında dolaşıyorsunuz. Eğer kasiyer olduğunu unutur ve yaptığınız alışverişin bir hesaplama ve bir bedele tabi olduğunu düşünmez iseniz o vakit arabanıza başka bir araba kaynak etmek durumunda kalırsınız. Yok eğer kasiyer kısmı aklınızda olursa o vakit gözleriniz sürekli olarak fiyat kısmında olacaktır. İşte ahiret hayatı da bir bakıma İçinde bulunduğumuz DÜNYA ALIŞVERİŞ MERKEZİNİN KASİYER KISMIDIR ve muhakkak ama muhakkak o kısma uğrayıp sonra çıkış yapacağız. 
Eğer ki biz olaya bu pencereden bakar isek yaptığımız amelleri sürekli sorgulamak durumunda kalırız. Ahiret inancımız güçlü olursa ona oranla imanımız da güçlü olacaktır. O vakit Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın emir ve yasaklarını dikkate almak durumunda kalırız. Ahiretteki cezadan korktuğumuzdan dolayı ise hareketlerimize çeki düzen vermek durumunda kalırız.

Abdullatif MERMER 25.12.2018